İslam Düşüncesinde Değişmez Ölçü: Hakk ve Bâtıl

İnsanlık tarihi, doğası gereği sürekli bir devinim ve değişim içerisindedir. Medeniyetler yükselir ve çöker, kültürler başkalaşır, teknolojiler çağ atlar ve insanların yaşam standartları kökten değişir. Ancak bu muazzam değişim akıntısının ortasında, zamanın ve mekânın yıpratamadığı, ilk insan Hz. Adem’den kıyamete kadar sabit kalan evrensel bir gerçeklik vardır: Hakk ve Bâtılın mücadelesi. İslam düşüncesi, hayatı ve olayları anlamlandırırken bizlere değişen rüzgarlara göre yön belirlemeyi değil, bu iki kavramın oluşturduğu sarsılmaz mizanı rehber edinmeyi emreder.

Hakk Nedir? Değişmeyen Hakikat

Sözlükte “gerçek, doğru, sabit, varlığı kesin olan ve inkârı mümkün olmayan” anlamına gelen hakk, İslam inancında hem Yüce Allah’ın bir ismi (el-Hakk) hem de O’nun var ettiği mutlak doğrular bütünüdür.

İslam düşüncesinde bir şeyin “hakk” olabilmesi, insanların çoğunluğunun onu onaylamasına veya dönemin popüler trendlerine bağlı değildir. Hakk, kaynağını ilahi vahiyden ve evrenin yaratılışındaki fıtri kanunlardan alır. Bu yönüyle adalet haktır, dürüstlük haktır, tevhid inancı haktır ve mazlumun yanında durmak haktır. Zaman geçse de, coğrafya değişse de doğrunun özü asla bozulmaz. Kur’an-ı Kerim bu gerçeği şöyle ilan eder: “De ki: Hakk geldi, bâtıl zail oldu. Zaten bâtıl yok olmaya mahkûmdur.” (İsrâ, 81).

Bâtıl Nedir? Geçici İllüzyon

Bâtıl ise sözlükte “boş, çürük, asılsız ve gelip geçici olan” demektir. Hakkın zıttıdır. İlahi bir temele dayanmayan, insanın nefsi arzularından, bencil çıkarlarından veya yanılgılarından doğan her türlü inanç, düşünce ve yaşam tarzı bâtıldır.

Bâtılın en büyük özelliği, kendini olduğundan farklı gösterebilme yeteneğidir. Çoğu zaman süslü kelimelerle, modern ambalajlarla veya “özgürlük”, “ilerleme” gibi kavramların arkasına gizlenerek toplumlara sunulur. Ancak kökü derinde olmadığı için er ya da geç çökmeye mahkûmdur. Kur’an, hakkı kökleri yerin derinliklerinde, dalları göğe uzanan sapasağlam bir ağaca (kelime-i tayyibe); bâtılı ise toprağın üzerinde tutunamayan, rüzgarın önünde savrulan köksüz bir bitkiye (kelime-i habise) benzetir (İbrâhîm, 24-26).

Günümüz Dünyasında Hakkı ve Bâtılı Ayırt Etmek

Modern çağın en büyük tehlikelerinden biri, doğruların ve yanlışların birbirine karıştığı, “herkesin doğrusu kendine” denilerek mutlak hakikatin önemsizleştirildiği “post-truth” (hakikat sonrası) dönemdir. Bugün nihilizm, materyalizm veya sınırsız tüketim kültürü gibi akımlar Müslüman zihninde birer bâtıl algı olarak yer edinmeye çalışmaktadır.

Bu karmaşanın içerisinde savrulmamanın tek yolu, İslam’ın sunduğu değişmez ölçülere tutunmaktır. Bir düşüncenin ya da akımın “yeni”, “popüler” ya da “çoğunluk tarafından kabul görmüş” olması onu hak yapmaz. Mümin, olaylara bakarken “Bu düşünce Allah’ın rızasına, Hududullah’a ve insanlığın fıtratına uygun mu?” sorusunu sorarak hakkı bâtıldan ayırt eder (Furkan vasfını kazanır).

Sonuç: İstikamet Üzere Olmak

Hakk ile bâtılın mücadelesi sadece dış dünyada, sahnelerde veya kitap sayfalarında yaşanmaz; asıl mücadele insanın kendi kalbinde ve zihninde gerçekleşir. Hakkı tespit etmek bir erdem, ancak o hakkın safında durarak ömrü tamamlamak yani istikamet üzere olmak en büyük başarıdır.

Zaman ne kadar değişirse değişsin, ahlaki çöküş ne kadar yaygınlaşırsa yaygınlaşırsa Müslümanın görevi bellidir: İlahi mizanı korumak, hakkın şahidi olmak ve batılın geçici ışıltılarına aldanmadan dosdoğru yolu yürümektir. Unutulmamalıdır ki, karanlık ne kadar yoğun olursa olsun, küçücük bir mum ışığı bile hakkın gücüyle o karanlığı delmeye yetecektir.


Yorum yapın