3. Mesajın Korunması ve Sınırlar
İlahi mesajın yeryüzüne inişi kadar, onun beşeri zaaflardan ve tarihsel tahrifatlardan korunması da mutlak bir öneme sahiptir. İlahi koruma kalkanını ifade eden İsmet ve bu hakikatin hayattaki somut, canlı pratiklerini ve sarsılmaz modellerini tanımlayan Şahid/Şühedâ kavramları; mesajın nesiller boyu duruluğunu kaybetmeden aktarılmasının ve ilahi sınırların (Hududullah) muhafaza edilmesinin felsefi sigortasıdır.
İsmet
Geleneksel yaklaşımların iddia ettiği gibi elçileri insanüstü, hatasız ve yarı-tanrısal varlıklar haline getiren mitolojik bir nitelik değildir. Kur’anî bağlamda ismet; ilahi kelamın yeryüzüne taşınması, korunması ve muhataplara bildirilmesi sürecinde, mesajın hiçbir insani zaafla lekelenmemesi, beşeri hezeyanlarla karıştırılmaması ve tahrif olmaması için bizzat Allah tarafından kurulan sarsılmaz ilahi koruma kalkanıdır. İsmet, risalet ve nübüvvet görevlerinin güvencesidir.
يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ ۖ وَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ ۚ وَاللَّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ ۗ
Mâide Suresi, 67. Ayet: “Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun elçilik görevini (risaletini) yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur (ya’sımuke)…”
وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْأَقَاوِيلِ ﴿٤٤﴾ لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَمِينِ ﴿٤٥﴾ ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَتِينَ ﴿٤٦﴾
Hâkka Suresi, 44-46. Ayetler: “Eğer o (Resûl), bize karşı bazı sözler uydurmuş olsaydı, elbette onu kuvvetle yakalardık. Sonra onun şah damarını koparırdık.”
Şahid / Şühedâ
Geleneksel kültürün sadece “savaş meydanında can veren kişi” sığlığına hapsettiği bu kavram, asıl felsefi ve pratik derinliğini “hakikatin canlı modeli olmak” düşüncesinden alır. Şahid; ilahi mizanı, adaleti ve Hududullah’ı sadece teoride savunmakla kalmayıp, onu kendi hayatında somutlaştırarak insanlığın gözü önüne seren örnek iradedir. Resûller getirdikleri mesaja ilk şahitler olurken, onların çizgisini koruyan bilinçli topluluk (Ümmet) da tüm insanlığa karşı adaletin ve ilahi ölçünün yeryüzündeki canlı şahitleri (şühedâ) haline gelir.
وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّasِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا ۗ
Bakara Suresi, 143. Ayet: “İşte böylece, insanlar üzerine şahitler (şühedâ) olmanız, Resûl’ün de sizin üzerinize bir şahit (şehîd) olması için sizi dengeli bir ümmet (ümmeten vasatan) kıldık…”
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاءَ لِلَّهِ وَلَوْ عَلَىٰ أَنْفُسِكُمْ أَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْأَقْرَبِينَ ۚ
Nisâ Suresi, 135. Ayet: “Ey iman edenler! Kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, adaleti (kıstı) titizlikle ayakta tutanlar ve Allah için şahitlik edenler (şühedâe lillâh) olun…”